İSTANBUL AĞRI MERKEZİ

"Kültürel Faktörler ve Kronik Ağrı"

Kültürel Faktörler ve Kronik Ağrı

Ağrı ve acı çekme kişinin kültüründen bağımsız olarak ortaya çıkar. Ancak her olguda olduğu gibi ifade biçimleri kültürel faktörlere bağlıdır. Çünkü ağrı insanın geçmişteki deneyimleriyle de ilgili hoş olmayan emosyonel ve sensoryal bir duyudur. İnsan duygu ve düşüncelerini ifade ederken bu deneyimlerden, bilgi birikimlerinden yararlanır.

Kültür denildiği zaman insanı başka insanlardan ayıran inanç, düşünce, gelenek, görenek, insanlar arası ilişkiler ve davranış biçimlerinin tümü ele alınmalıdır. Bu kavram tüm insanların ortaklaşa paylaştığı bir karmaşık davranışsal biçimler yumağıdır. Kişinin coğrafi, dinsel ve ırksal özellikleri ve ağrı ilişkileri ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır.

Etnik ve kültürel değişkenler bir çok psikolojik ve sosyal değişkenlerle birleşerek kronik ağrıda önemli rol oynamaktadır.

Anksiyete, depresyon, olaylarla başa çıkabilme özelliği, aile ve yakın çevre, ekonomik sorunlar acı çekmenin dile getirilmesinde önemli rol oynarlar.

Ağrı sürdükçe sosyal çevre ve ağrıya bağlı davranış değişiklikleri ortaya çıkar.

Akut ağrı bir acı çekme hissi ve refleks olarak hareket biçimleri ile ortaya konabilir. Bu davranış biçimleri ağrıdan kurtulmaya, başka insanların yardımına yönelik özelliklerdir. Ağrı sürdüğünde bu davranış biçimleri bir alışkanlık haline gelmeye başlar. Kronik ağrıda ister sürekli olsun ister ara sıra tekrarlasın bu davranış biçimleri ortaya çıkar.

Kronik ağrı çeken insanlar bu davranışları kendi fikir yapıları ve kültür kapsamları içinde gösterirler. Kimileri hemen ilaca ya da hekime yönelir, kimileri ise buna alternatif olarak tıp dışı meditasyon, yoga ve dinsel yöntemlere başvurur. Ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde, hastanın hekime ya da diğer yöntemlere başvurmasında çevresel etkenlerin ve kültür birikiminin önemli rolü olduğu görülmektedir. Kapalı bir ekonomik çevrede yetişen hastanın ilk atacağı adım çevresindeki tıp dışı kişilerden yardım istemektedir. Bir çok hastanın bu şekilde iyileşmeye çalıştığı bilinmektedir. Bu tip tıp dışı kişilerin hasta tedavisinde hala güncelliğini koruduğu herkesçe bilinmektedir.

Ağrı ile uğraşanlar, kişilerin ağrıyı ifade biçimlerinin etnokültürel miraslara bağlı olduğunu ileri sürmektedirler. Değişik kültür gruplarında yapılan çalışmalarda etnik özelliklerin önemli rol oynadığı gösterilebilmektedir. Değişik toplumsal gruplarda ağrıya karşı davranışlar birbirinden farklıdır. Bir araştırmaya göre Yahudi ve İtalyanlar ağrıyı daha abartılı bir biçimde ifade ederken İrlandalılar’ın daha tevekküllü, yaşlı Amerikalılar’ın da kaderci olduğu görülmüştür.

Ülkemizde bu şekilde ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Ancak kişisel deneyimlerimize göre Kuzey Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımız ağrıyla ilgili deneyimlerini oldukça abartılı bir biçimde ifade etmekte ve uygulanacak tedavi yöntemlerine karşı da direnç göstermektedir. Buna karşın Orta ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımızın ağrıya karşı daha dayanıklı ve sabırlı olduğu görülmektedir. Bu bölge insanları uygulanacak tedavi yöntemlerine karşı da daha rahat uyum sağlamaktadır. Sanılanın aksine ülkemiz kadınları ağrılı şikayetlerini kolay dile getirmemektedir. Ancak çok dayanılmaz hale geldiğinde hekime başvurmaktadırlar. Özellikle kırsal kesimlerden gelen hastaların ağrı şikayetlerini dile getirmede kent insanına göre daha kapalı olduğu görülmektedir. Kent insanı daha abartılı bir ifade biçimini yeğlemektedir. Uygulanacak tedavi yöntemlerine kırsal kesimden gelen insanlarımız daha kolay uyum sağlarken, kentlerden gelenlerin kendi yorumlarına göre hekimi ve tedaviyi yönlendirmeye çalıştıkları gözlenmektedir.