İSTANBUL AĞRI MERKEZİ

"Ağrı Bir Kader Değildir"

Ağrı bir kader değildir.

Prof. Dr. Serdar Erdine

Ağrı, insanoğlunun tarihi ile eşdeğerdir. Hiçbir insan yoktur ki, yaşamının herhangi bir döneminde ağrıdan yakınmasın ve hekime başvurmasın. Ancak ağrının bu denli önemli olmasına rağmen tıpta yeterince ele alındığı da söylenemez.

Ağrı sistemi, kısa süreli ya da akut ve uzun süreli ,kronik  olarak iki biçimde ele alınabilir.

Akut ağrı genelde bir uyarı sistemi olarak çalışır. Ağrı, size vücudunuzun biryerinde bir bozukluk olduğunu, tıbbi bir bakım gerektirdiğini ve bu bozuk bölgenin daha fazla tahrik olmaması için o yaranın iyileşmesi gerektiği konusunda sizi uyarır.

Akut ağrı, genellikle bir darbe veyahut hastalıkla birlikte başlar. Örneğin; bir yanık, kırık, böbrek taşı gibi nedenlerle vücut ağrılı uyaranlara karşı açık hale gelir. Bu ağrı uyaranı beyine kadar ulaştığında ağrıyı algılamış olur.

 Akut ağrı, bir alarmdır.  Yani hastanın hekime başvurmasında rol oynayan önemli bir alarm olarak karşımıza çıkar.

 Ağrı, akut durumlarda bir alarm olarak karşımıza çıkarken, kronik ağrı ise, tam tersine bir hastalıktır. Özellikle kronik ağrı, aynı zamanda bir toplumsal sorun olarak da karşımıza çıkar. Her yıl yediyüz milyon işgünü ve altmış milyar dolar zarar meydana geldiği düşünülmektedir.

Kronik ağrı, aslında basit bir bulgu değil başlı başına bir hastalıktır. Birçok bel ağrılarında, başağrılarında ve diğer uzun süreli ağrılarda hastanın hekime başvurmasına neden olan temel sebep ağrıdır.

Ağrının basit bir bulgu olarak değil, bir hastalık olarak ele alınmasıyla birlikte son 30 yıl içerisinde tıpta önemli gelişmeler olmuştur. Ağrının mekanizması, çeşitli bölgelerin ağrılarının nasıl meydana geldiğinin anlaşılması hücre seviyesinde hatta hatta gen  seviyesinde ağrı mekanizması ile ilgili çok önemli adımlar atılmıştır.

 Artık, ağrının vücutta nasıl meydana geldiği çok daha belirgin bir biçimde ortaya konabilmekte bununla birlikte çeşitli yöntemlerin de uygulanması mümkün olabilmektedir. Tıptaki ağrı konusunda gelişmeler sonucunda artık ağrı, yeni bir bilim dalının Algolojinin konusu haline gelmiştir. Dünyanın birçok ülkelerinde kurulan Algoloji Bilim Dalları ve laboratuarlar ağrı ile ilgili araştırmaları sürdürmenin yanısıra hastaların ağrılarını dindirmeye çalışmaktadırlar. Ağrı elbette ki tek başına bir tıp dalının konusu değildir.  Nöroloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Omurga cerrahisi.Beyin cerrahisi, Romatoloji gibi birçok tıp dalı, ağrılı hastalarla uğraşmaktadır.

Algolojinin bu dallardan temel farkı sadece ağrılı hasta ile uğraşması ve ağrıyı dindirmeye çalışmasıdır. Diğer tıp dallarının kendi bünyeleri içerisinde farklı hastalıklarla da uğraştıklarını biliyoruz. Önemli olan Algolojinin diğer bir işlevidir.

Bu işlev, diğer tıp dallarının uğraştığı ağrılarla ilgili olarak da bir koordinasyon sağlamak, hastanın boşu boşuna vakit kaybetmesini engelleyerek doğru zamanda, doğru bilim dalında görülmesini sağlamaktır. Böylelikle ağrılı hasta, vakit kaybetmeden  nöroloji,  nöroşirürji,beyin cerrrahisi,ortopedi ve travmatoloj  ya da  hangi dalda görülecekse o dala doğru yönlendirilebilmekte ve bunun sonucunda zaman ve maddi kayba uğramadan görülebilmekte ve tedavi edilebilmektedir.

Algolojinin diğer temel bir özelliği, tıp içerisinde ağrı ile ilgili çalışmaları sürdürmek ve bunları toplum bazında yayılmasını sağlamaktır. Ağrı kliniklerinin kurulmasının temel sebebi budur.

Algoloji Birimine başvuran hastaların en sık yakındığı ağrılar şu şekilde sıralanabilir:

a.Cerrahi müdahale gerektirmeyen bel ve bacak ağrıları, bel fıtığı ve diğer nedenlere bağlı ağrılar

b. Boyun ve kol ağrıları,boyun fıtığı ve diğer nedenlere bağlı ağrılar,omuz kol ağrıları

c. Başağrıları: Migren, gerilim tipi başağrıları ve diğerleri

d. Yüz ağrıları; Nevraljiler

e.Kas iskelet sisteminden kaynaklanan ağrılar: Myofasyal ağrılar

f. Nöropatik ağrılar: Sinir sisteminin belirli bölgelerdeki harabiyetinden kaynaklanan ağrılar

g. Damarlardan kaynaklanan ağrılar

h.Ameliyat sonrası görülen ve geçmeyen ağrılar

i. Kanser ağrıları

j.Nedeni belli olmayan ağrılar

 

Algolojinin en önemli özelliklerinden birisi,”Girişimsel Yöntemler” adı altında toplanan, cerrahi dışı yöntemleri uygulama alanını açmasıdır.

Girişimsel Yöntemler Nelerdir?

Girişimsel yöntemler son 20 yıl içerisinde önemli ölçüde gelişen ve cerrahiye gerek olmayan hastalarda ağrı kaynağının ortadan kaldırılmasına ,ağrının tedavisine yönelik olarak uygulanan yöntemlerdir.Girişimsel yöntemlerin amacı hastanın vücudunda en az hasar vererek, ağrı nedeninin ortadan kaldırılmasıdır. Ağrı kontrolünde girişimsel yöntemler  ancak bu konuda eğitim görmüş hekimler tarafından uygulanır. Bu eğitimi veren tıp dalının adı ALGOLOJİ’dir.

Ağrılara göre girişimsel yöntemler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

1.       Omurgadan kaynaklanan ağrılara karşı uygulanan girişimler

a.       Servikal ve lumbar epidural enjeksiyonlar;Cerrahi müdahale gerektirmeyen,bel ve boyun fıtıklarında,sinire baskı yapan disk bölgelerine lokal anestezik, steroid ve hyalurinidaz kombinasyonu enjekte edilerek fıtığın küçültülmesine yönelik girişimlerdir.Kol ve bacaklarında his kaybı  ve kuvvet kaybı olmayan ,sadece ağrının ön planda olduğu hastalarda uygulanır. Ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazlarından yararlanılarak iğneye benzer elektrodlarla baskı olan bölgeye ulaşılır.Elektrodun yeri görüntülemenin yanısıra elektriksel olarak da doğrulandıktan sonra bölgeye gerekli ilaçlar verilir. Yan etkileri çok seyrektir. Sınırlı bir alana verilmesi ve sistemik yayılmanın olmaması nedeniyle steroide bağlı yan etkiler hemen hemen hiç görülmez.Daha sonra hastanın bel ve boyun yönünden eğitimi gerekir. Bu eğitim sırasında hastaya çeşitli hareketler ve bel ve boynunu nasıl kullanacağı öğretilir.

b.       Faset eklemlerden kaynaklanan ağrılara karşı uygulanan girişimler.Omurlar birbiri üzerine oturarak birer eklem oluştururlar. Bu eklemlerin kendi sinirleri vardır ve boyun ve bel üzerine aşırı baskı sırasında eklemlerde harabiyet meydana gelir. Bu harabiyet sonucunda bel ve boyun fıtıklarıyla karışan ağrılar ortaya çıkar. Bu tip ağrıların tedavisinde faset eklemlerin dahili sinirlerine yönelik çeşitli girişimsel yöntemler uygulanır.

c.       Başarısız bel cerrahisinden sonra uygulanan girişimler: Bazı hastalarda bel cerrahisinden sonra ameliyat bölgesinde yapışıklıklar ortaya çıkar ve bu hastalarda bel fıtığından daha farklı, sürekli ve şiddetli ağrılar ortaya çıkar. Bu durumda yapışıklıkları çözmek üzere, “epidural nöroplasti” yani, yapışıklık bölgesine ince kateterler gönderilerek bölgeye yüksek yoğunlukla serum fizyolojik ve hyalurinidaz gibi ilaçlar verilerek yapışıklıkların açılması sağlanır.

2.       Baş bölgesine yönelik girişimsel yöntemler ;

a.       Nevraljiler: Yüz bölgesinde ortaya çıkan, yüz yıkama, traş olma ,yemek yeme gibi durumlarda ortaya çıkan çok şiddetli ağrılara nevralji adı verilir. Bu gibi durumlarda ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda,radyo dalgalarına benzer akımların gönderildiği radyofrekans yöntemiyle yüze giden sinirlerin çalışmaması sağlanır.

b.       Şiddetli başağrıları: Yine ilaç tedavisine yanıt vermeyen, özellikle küme tipi başağrılarda radyofrekans yöntemiyle ağrıların kontrol altına alınmasına çalışılır.

c.       Boyundan kaynaklanan başağrıları. Boyun eklemlerinden kaynaklanan başağrılarında bölge sinirleri devre dışı bırakılarak ağrı kontrol altına alınır.

3.       Kanser ağrılarına karşı uygulanan girşimler

a.       Sinir Blokları: Kanserli dokunun baskı yaptığı bölgeye giden sinirler devre dışı bırakılır.

4.       Damarlardan kaynaklanan ağrılar

a.       Aşırı sigara içenlerde veya diabet hastalarında ,ağır trafik kazalarından sonra kol ve bacaklara giden damarlarda yetersizlik ortaya çıkabilir. Bu takdirde kol ve bacaklara giden ve sempatik sinir adı verilen sinirler görüntüleme altında devre dışı bırakılır.

5.       İleri Yöntemler

a.       Omurilik pilleri: Daha önce defalarca bel fıtığı ameliyatı geçiren hastalarda,omurilik yaralanması sonucu felç geçiren buna rağmen ağrısı devam eden hastalarda, damarlardan kaynaklanan şiddetli ağrılarda,sinir tahribatına bağlı nöropati adını verdiğimiz ağrılarda ağrılı bölgeden gelen uyaranların beyne ulaşmasını omurilik seviyesinden engellemek üzere omurga içerisine ,kalp piline benzer piller yerleştirilir.

b.       Omurilik pompaları: Morfin ve benzeri ilaçların bağımlılık meydana getirmeden ,ağızdan alınan dozun on ile yüz misli daha kuvvetli olarak verilebilmesini sağlamak için kanserli ve kanser dışı hastalarda omurilik seviyesine pompalar yerleştirilebilir. Omurilik pompaları ancak ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinden yarar görmeyen hastalarda yerleştirilir.

Ülkemiz, dünyada algolojinin ilk kurulduğu ülkelerin arasındadır. Ülkemizde Algoloji bir çok Avrupa ülkesinin önünde üst ihtisas olarak kabul edilmiş ve ülkemizin ilk Algoloji uzmanları belirlenmiştir.

Ülkemizde kurulan ilk özel ağrı merkezi İstanbul Ağrı Merkezidir.

 Kronik ağrının bir hastalık olarak kabul edilmesi tedavi hakkını da beraberinde getirir. Bu anlamda ağrının dindirilmesi bir insanlık hakkıdır.

Bugün tıbbın elinde biriken bilgi birikimi kronik ağrı hastalığının %90 oranında dindirilmesini mümkün kılmaktadır. Buna rağmen bu bilgi birikimi hekimlere yeterince yayılamadığı için, hastalar bu hakkı yeterince istemediği , kullanmadığı için kronik ağrılı hastalar ancak % 30 oranlarında tedavi edilebilmektedir.Hastalar ağrıları için sağlık sistemlerini doğru biçimde zorladıkları, hekimler bu konuda daha fazla eğitim gördükleri taktirde hastaların ağrı çekmesine gerek kalmayacaktır.